Ham veri, tıpkı bir inşaat alanındaki tuğlalar, çimento ve demir çubuklar gibidir. Bunlar, potansiyel bir yapının bileşenleridir ama kendi başlarına bir ev değildir. Bir evin oluşması için bir mimarın planı, mühendisin hesaplamaları ve ustaların emeği gerekir. Benzer şekilde, veriler de sadece olguların bir koleksiyonudur; pasif, suskun ve bağlamdan yoksundur. Örneğin, bir e-ticaret sitesinin günlük satış rakamlarını düşünelim: “Bugün 150 ürün satıldı, ortalama sepet değeri 300 TL.” Bu bir veri noktasıdır, bir gözlemdir. Ancak bu veri kendi başına bir hikaye midir? Neden 150 ürün? Dün 200 müydü, yoksa 100 mü? Bu sayının artması mı iyi, azalması mı kötü? Rakipler ne durumda? Bu sorulara yanıt vermeden, elimizdeki sadece bir rakamdan ibarettir. Alberto Cairo, 'The Functional Art' adlı eserinde, veri görselleştirmenin hikaye anlatımıyla eşdeğer olmadığını, etkili bir görselleştirmenin hikayenin bir parçası olabileceğini ancak hikayenin kendisinin görselin etrafındaki anlatı ve bağlamla inşa edildiğini vurgular. İşte bu yüzden, veri tek başına bir hikaye değildir; sadece hikayenin potansiyel bileşenidir.
Hikaye, veriye dışarıdan gelir. Bu dış kaynak, analistin merakı, eleştirel düşünme yeteneği ve belirli bir amaca yönelik araştırma isteğidir. Veri hikayeciliği, ham veriyi görselleştirmekten öte, veriler arasındaki ilişkileri, anormallikleri ve potansiyel içgörüleri eleştirel bir mercekle analiz ederek, belirli bir amaca hizmet eden tutarlı ve ikna edici bir anlatı oluşturma sürecidir. Bu süreç şu adımları içerir:
Hafta 23 · Öğrenen Makinelerle İçerik Dağıtımı
Algoritmayı Hacklemeyi Bırakın: Dağıtımda Makine Öğrenimini Bir Ortak Gibi Eğitmenin Yolu
Sosyal medya algoritmalarının 'açıklarını' arayarak içeriğinizi öne çıkarmaya çalışmak, sürekli değişen kurallarla dolu bir rüzgar değirmenine karşı savaşmaktır. Algoritmayı kandıramazsınız; ama onu kendi verinizle eğitebilirsiniz.